Kıskandıran Saçlar

kıskandıran saçlar, göz kamaştıran saçlar, dalgalı saçlar, güzel saçlar, sağlıklı saçlar için, sağlıklı saçlar

Vicudunuzun diger bölgeleri gibi saçlarımızında aldıgımız besinler, bulundugumuz hava koşulları gibi bir çok çeşitli çevresel faktörlerden ve ayrıca piskolojik
degişimlerden etiklenir. Ayrıca kullandığımız kozmatik ya da doğal ürünlerle bakım yaparak saçlarımızı sağlıklı tutmamız münkün. Dermotoloji uzmanı Doç.Dr. Alev Erken
sağlıklı saçlara kavuşmak için gerekli olan ön koşulun sağlık kurallarına uygun bir yaşam tarzına bağlı oldugunu söylüyor ve göz kamaştıran saçlara ulaşmanın
püf noktarını bize sunuyor.

Hormonal Hastalıklar :

Uzmanlara Göre Saçlar ; Sigara kullanımı gibi zararlı alışkanlıklar, hormonal hastalıklar, menapoz, hamilelik ve doğum süreci, A, B, C vitaminlerinin eksikliği
kilo vermek amacıyla yapılan şok diyetler, ısı değişimleri, nem, çevre kirliliği, güneş ışınları gibi faktörlerden olumsuz yönde etkileniyor.

kadınlar ne ister

Sonuna kadar okuyun. Kadınlar ne demek istiyorlarmış? :)
     …………………………………..
 
 Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak, ona
öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız
tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş
yerimden oğluma telefon açtım, akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim, dedim.
Deniz kenarında ki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum.
Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki
kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı.
HoÅŸ beÅŸten sonra konuya giriyorum.
-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol
yordam göstermem gerekiyor.
 Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata
neanlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama
ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar
modern olamadım.
 Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif
yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca bir de kendi dilimi de sayarsak Türkçe’yle üç
dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar
tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o
ortaya çıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabi ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en
büyük zevkidir ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla
mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.
-İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken genellikle, söyleyecekleri sözü, net
söylemezler.
EÄŸip bükerler onun için dilin adını “Bükçe” koydum.
-Bükçe zor bir dil mi baba? diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu, eğleniyor gibisin biraz ciddiye al. Bir
kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar
sözü bükerek Bükçe konuşurlar sonrada senin sözün doğrusunu anlamanı
beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.
 Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni
seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni
seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur.
Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden
bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar.
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır,
cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından dolayı, sözlerini de dolaylı
söylüyorlar.
İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri
için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz
konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen
anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz
erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için, leb, deyip bekliyorlar.
Hatta bazen, leb, demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar..
Niye, leb, demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor, diye canları
sıkılır.
-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin,
diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler,
detaycıdırlar,küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz.
Bizim de kendiler gibi düşünceli olmamızı beklerler
fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız,onlar detaya.
Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oÄŸlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız.
Hazırmısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile
anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır.
Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim.
Bunu sana “bu gün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için
dışarı çıktığı andan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç
elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından alırken
yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana
fikre gel,  kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir ÅŸey dediÄŸinde, bittin
demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki
durumda da “seni sevmiyorum” demiÅŸ olacaksın.
-Ne alakası var, baba. Seni sevmiyorum demekle, kısa anlat demenin.
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini
düşünürler.
-Bu önemli, Bükçe’de dinlemek sevmektir, diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken,
bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkeklerde imalı konuşuyoruz diye
düşünürler ve sözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye
çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir.
Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliÄŸin içinde
daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı
sıkıldı bir kaç saat surat astı. “Neyin var.” diye sordum.
“Hiçbir ÅŸeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?
-Böyle de iyisin, derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan
bunu şöyle anlamıştır. Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin
ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da
aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat
bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar.
O gün “Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye falan bence
ihtiyacın yok.” deseydin, o günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına
oturup, ağır mıyım, derse sakın “evet, biraz” falan deme “hayır” de.
Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her
kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa
yapsınlar.
-Aferim oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi
anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul
etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, deÄŸil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için “biraz cimri”
demiÅŸtim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir ÅŸey
aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları
anlayacaksın ama “sen ÅŸunu mu demek istiyorsun.” diye asla yüzüne
vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de
diyebiliriz. O beni iÄŸnelediÄŸinde “niye bana iÄŸne batırıyorsun”
diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı.
“akÅŸama tok mu geleceksin.” diye sordu. Beni biliyorsun akÅŸam yemeklerinde hep
evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm..
Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini.
“Tok gel, yemekle uÄŸraÅŸmak istemiyorum” demek istiyor.
Anladım ama tabi “ne demek istiyorsun.” demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok
gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle
uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan
“Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir ÅŸeyler ye, ya da yorgunum,
gelirken bir ÅŸeyler getir yiyelim.” demez.
Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek.
-Bu Bükçe’de kısa konuÅŸma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa
konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın,
soruyorsun, “Neyin var” diye. “Hiçbir ÅŸeyim yok.” diyorsa, aman bir ÅŸeyi
yokmuş, diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak,
aÄŸlamaya baÅŸlar.
-Bükçe’de “Hiçbir ÅŸey yok” demek “Çok ÅŸey var, benimle ilgilen”
demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler “Bir ÅŸey yok.” diyorsak ya gerçekten bir ÅŸey yoktur,
sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama; şu anda
konuÅŸacak bir ÅŸey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuÅŸmak istemiyoruzdur.
Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana deÄŸer veriyorsan,
ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadirdir, gerçekten anlatmak
istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da kadınların “peki” demesi tehlikelidir, demiÅŸti.
-DoÄŸru. Bir kadının aÄŸzından çıkan “kuru bir peki, olur, tamam” her zaman
tehlikelidir. Bu Bükçe de “Åžimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra
çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser.
Fakat pekinin yanında “peki canım, olur hayatım” gibi bir hoÅŸluk
ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi, ilk başlarda öğrenirken
biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat
edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın.
Kolay yanı senin, Bükçe, konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay deÄŸil ama.
-Korkma o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten.
Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca,
düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar, ve konuşurken suçlayarak
konuşurlar fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz
zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana “ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak
üstüne alma, seninle gezmek canı istiyordur, bunu sen düşünüp teklif
etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir.
“Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım
haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır.
Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın “üşüdüm” diyorsa, üstünü kalın
giy demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-KeÅŸke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken
başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik, belki.
-Haklısın aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın
neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım, epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim.
Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret
ettiÄŸi sözcük “Fark etmez”dir. Fark etmezi kadınlar “Hiç umurumda
deÄŸil, ne yaparsan yap ” diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil, bakalım.
-Seni seviyorum, demek herhalde.
-Evet, kadınlar “seni seviyorum” sözünü sık sık duymak isterler. Biz
erkekler söylemiştim, zaten biliyor diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi
geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlarda
çok önemli tabi. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl,
televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade
etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek
hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar
zaman alacak, zor ve masraflı şeyler, değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et,
zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere
dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir.
Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir
ama eğer sen hep alıp vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük
alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba bunlara dikkat edeceÄŸim.
 Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı.
Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya
başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teÅŸekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya baÅŸladım. Canan aradı.
“Salonun perdelerini ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi
baksak.” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç” diyecektim ki bunu
senin söylediÄŸin gibi “Ev de perde de umurumda deÄŸil” gibi anlayacağı aklıma
geldi.
“Tabi canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum,
sen seç istersen,” dedim çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak
isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir.. Biz
erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay
sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.  Bana
Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye
yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun.
Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın.
Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
                 Sema Maraşlı/ Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz Kitabında