Müzik Tarihi
Eki 15, 2008 Kategorilenmemiş, Müzik
Müzik Tarihi
Tarih İçerisinde Müzik Sanatı
İlk Zamanlar
Seslere birer malzeme olarak bakılırsa, gözlemleyebildiğimiz gibi doğa, gerçek bir sonsuz “sesli malzeme”dir . Gök gürültüsü, yer kayması, yer sarsıntısı, suyun akışı ve çalkantısı, havanın dar boğazlardaki hareketi gibi olaylar, doğadaki sayısız seslerin bir bölümünü oluşturur. İlk-el hayat sürmekte olan, hatta henüz ilk-el yaşama bile geçmemiş insan, seslerle kuşatılmıştı.
İlk insanlar, sesleri avcılıkta ya da bu tür çalışma sırasında ve haberleşmede vb. kullanmış olmalılar. Sonra gök gürültüsünde doğa üstü güçlerin simgesini, fırtınanın uğultusunda kötü ruhların sesini, denizin sakin görüntüsünde ya da patlamasında tanrıların iyiliğini ya da öfkesini bulmuş olmalılar: veriler buna işaret etmektedir. Onlar için yankı bir çeşit kehanet, vahşi hayvan sesleri bilinmeyenin habercisi olarak algılanmaktaydı. Böylece, doğaldır ki insanlığın başlangıcında çalışma-inanış-din-tapma-korku ve müzik birbirine karışmış olmalıdır.
Kısıtlı bir sözcük dağarcığı olan ilkel insan, gördüklerini adlandırıyordu. Duygularını, içgüdülerini ve kutsal güçlere inancını anlatmak için hemen o anda kendiliğinden düzenleniveren seslerden yararlanıyordu. Giderek müzik, çalışırken / avcılıkta ve haberleşmede olsun, ninni ya da matem şarkısında olsun ya da büyüyle karışmış bir törende olsun ilkel insanın tüm ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde ve her alanda hayatına pek yoğun girdi.
Doğanın ses malzemesi insanoğlunun imgelemine, düş gücüne seslenip, yeni yaratılar için ona esin kaynağı olmuştur mutlaka. Ve insanın aklı, hayal gücü, ağzı-dili, iradesi, ciğerleri vardır ve nasıl kendi kendine konuştuysa yine aynı şekilde kendi kendine müziksel anlatılarını da bulmuştur. Ayrıca müziksel anlatı tekniğinin konuşma tekniğinden daha basit ve sade olduğuna bakılırsa, müziğin konuşmadan çok daha önce oluştuğunu düşünenler ve vurgulayanlar haklı olabilir.
Bir kısım araştırmacıya göre müzik, ilk insanlarda işaret verme görevi gören ünlem ve bağırtılardan ortaya çıkar. Onlara göre insanoğlu, ilk zamanlarda çalışma sırasında harcadığı çabayı hafifletmek amacıyla dans edip şarkı söylemiştir (her türlü düzenli beden hareketleri ritmik bir şekil almaya elverişlidir). Farklı araştırmacılara göre ise, müziğin ilk önce sanıldığı gibi zevk amacıyla değil, “büyüleme aracı” olarak kullanıldığı öne sürülür. İlk insan, kendileri için korkunç diye düşünülen cinlere ve doğa olaylarına karşı başlangıçta hem saldırma, hem de korunma silahı olarak ve bundan başka da insanlar, hayvanlar ve eşya üzerinde etki yapmak için müziği kullanmıştır. Ya da Müzik “dil” den, hayvan ve özellikle kuş seslerini taklitten, insanların birbiriyle kurduğu duygusal ilişkilerden kaynaklanmış, ya da esinlenerek doğmuştur. Değişik araştırmacı ve ilgilinin müziğin kökleri konusunda bu tür yargılar taşıdığını saptıyoruz. Bizler ise şunu görmekteyiz ki müzik, ilk insan için bugün ondan ne anlıyorsak kesinlikle o değildi; o bir yardımcıydı, arkadaştı, araçtı ve hayatını kolaylaştıran bir olanaktı.
İnsan için bir “ritim duygusu” sahibidir derler. Bunu, bir vuruş, bir gürültü ya da bağırışın tekrarından ve simetrisinden doğan bir güdü ya da simetrik algılama yetkinliği biçiminde tanımlayabiliriz. Önceki sayfalarımızda da aktarmıştık; doğanın da ritmi vardır. Gece ve gündüz, mevsimler, üreme, filizlenme, çiçek açma, solma, yaşam ve ölüm dönüşümü… Bu, doğal olduğu kadar anlaşılmaz uyum içindeki insanoğlu, kendi organizmasının da ritimlerle çevrili olduğunu ve onlarla yönetildiğini görmüş, varlığının dayandığı her şeyde yaşamın ölçüsünün vurduğunu sezmiş olabilir.
İlk insan, ayakları, elleri, gırtlağı ve beyni ile yarattığı kendi dünyasını giderek çeşitli seslerle doldurmuş; zamanla bir delik öküz boynuzundan, içi oyuk bir kamıştan ya da kemikten uyumlu sesler elde ederek kendisine zengin bir iç hayat örmüştür. Üflemeli çalgılar böyle doğmuş, bu amaca hizmet için farkedilmiş; bununla kalmayıp dev adımlarla ilerlemiş olmalı: Çünkü insanın belki de en doğal yönelimi bulduğu ilk olanla yetinmeyip onu zenginleştirmektir.
Örneğin kır fülütü bu grubun atası sayılır. Ayrıca avcılıkta kullanılan gerilmiş yaylardan çıkan sesler, yeni bir çalgı ailesinin, telli çalgılar grubunun doğmasına yol açmış olmalı. Yine kemikler, taşlar, tahtalar ya da gerilmiş derilere vurularak bugünün vurmalı çalgılarının ilkleri oluşmuş olabilir. Bizler günümüzden yaklaşık otuz bin yıl öncesinden elimize kalan çeşitli ilkel çalgıların olduğunu bilmekteyiz. Yüzyıllar boyunca bu çalgıların yapısı, malzemesi ve mekanizması gelişmiş, mükemmelleşmiş ve bugüne ulaşmıştır.
Ancak ilkellerin dünyasında çalgıların o denli çeşitliliği ilginçtir. İlkeller, ellerine geçen her uygun gereci, doğaldır ki ses çıkaran bir araç yapmışlardır. Örneğin; kemikler düdük olmuştur. Türlü kamışlar, yere vurularak ses çıkartan çalgılar, birer üflemeli çalgı aracı ve etkileyici boru olmuştur. Kabuklarından, kabaklardan sallayarak ve vurularak ses veren vurmalı çalgılar yapılmıştır. Midye kabukları, içi boş ya da boşaltılmış ağaç dalları ses veren boru olmuş, ağaç gövdeleri, içinde bir tür dans da edilen dev vurmalı çalgılar haline getirilmiştir. Topraktan kaplar, ağaç kovukları, hayvan derilerinden çeşitli davullar olmuştur.
Bütün müzik tarihini ilgilendiren eski ve yeni arkeoloji / etnografik bulgular bize şunu gösteriyor ki ilk insanların yaşamında müzik, ilk zamanlarda çalışmalarına, gündelik pratiklerine eşlik için vardı. Daha sonra ise büyü törenlerindeki tapma etkinliklerinde yani uhrevi edimlerinde vb. için kullanıldı: Ama müzik hep vardı. Ancak başlangıçta elbette müzik bugünkü gibi kendisi bir amaç olmamış, o bir yardımcı olmuştur. O, büyük ölçüde araç olarak yani haberleşme, anlaşma, tapınma ve benzerlerine aracı olarak kullanılıyordu. Sonraları fiziksel gelişimi yanında psikolojik yönü de çok gelişen insan, bu uyum ve denge duygusu oluşturan sesleri kullanırken yetkinleşti ve yaptıklarını yetkinleştirdi. Çeşitli yeni çalgılar oluşturdu ve eski çalgıları daha da geliştirerek yeniden yapılandırdı. Bugün biz o ilk sesleri duyan insanların merakları, zevkleri ve akılları sonucu gelişmiş müziklerle baş başayız.
İlk Uygarlıklar
İnsanoğlunun ilk yaşam biçimi olan göçebelikten uygarlığa geçişi, tarıma ve hayvancılığa yönelmesiyle başlar. İlk zamanlarda tarım ve hayvancılık için uygun, verimli / sulu bir bölge olan eski Mezopotamya, ilk uygarlıkların beşiği sayılmaktadır. İnsanlar avcılığın yanı sıra kendi hayvanlarını, kendi toprak ürünlerini yetiştirmiş, ektikleri tahılları biçmek, hayvanları kesmek, yemeklerini pişirmek, avlanmak vb. işlerini yapabilmek için çeşitli aletler yapmışlar ve böylelikle teknolojiyi oluşturmuşlardır. Tek bir bölgede yaşayabilmelerini sağlayan tüm bu ürünlere sahip olurken önce köy yaşamını da geliştirmişlerdir. Gün geçtikçe kültürleri serpilmiş ve bu kültürlerine yeni boyutlar kazandırmayı sürdürmüşlerdir.
İlk uygarlıkların yapılanması gibi tüm diğer gelişimleri de verimli topraklar üzerinde gerçekleşmiştir. Örneğin M.Ö 10.000 - 15.000 arasında Anadolu’da ve Mezopotamya’da ilk kez tarım yapılabilmiş, sözü geçen bu bölgelerin doğası ve iklimi sayesinde ziraat giderek gelişmiş ve buralarda her tür gelişim ve üretimleri ile Sümer, Babil, Akat, Asur, Luvi, Hatti, Hitit uygarlıkları doğmuş, bunlar belirli kültürel düzeylere ulaşmış, daha sonra bir tür yeni tarih başlatmışlardır. Bu ilk insanların uygarlıklarının kültürel yaşamlarını besleyen ve onunla paralel giden müzikleri olmuştur. İlk uygarlıklarda da Müziğin toplumsal yaşamdaki ilk görevinin dinsel / mistik törenlere eşlik etmek olduğu görülmektedir. İlk uygarlıkların tapınaklarındaki şiirli ayinlerin, birer dinsel şarkılara dönüştüğü varsayılır. Çok eski duaların, rahiplerin ve koroların karşılıklı söylediği ve iki koronun değişimli olarak söylediği biçimleriyle yapıldığı bilinmektedir. Örneğin, bu uygarlıklar içinden belki de en çok bilinen Sümerlilere ait çalgıların yan ve düz çalınan flütler, küçük davul ve timpaninin ilkeli olan ikili davullar, tef, kavisli arp ve lirler olduğunu saptarız. Ur kentindeki kral mezarları kazılarından müzisyenlere verilen ayrı isimler hakkında bulgulara rastlanmıştır, ancak, buralardaki çalgıların kendilerine ait sesleri, akort ediliş biçimleri ve müzik işaretleri hakkında günümüze kalmış çok gelişmiş bilgi yoktur. Geç Sümer ve Sümerlerden yaklaşık 2000 yıl sonra doğan Babil uygarlığında ilk-el telli çalgılar kullanılmıştır. Babil tapınaklarında müziğe ilişkin ilginç bir örneğe rastlanır: 5 ile 24 bölüm arasında değişen seslendirmelerden oluşan ve genelde çalgı müziği ile başlayan ilahiler. Bu duaların sözleri Sümerler’de karşılaşılanlarla aynıdır. M.Ö. 2500-600 yılları arasında egemen olan Asur uygarlığında ise kol üzerinde tutulan ilkel arp örneğine de rastlanmıştır.
M.Ö. 1270-606 arasında yani Geç Asurlular dönemi olarak adlandırılan dönemde, dindışı ve yaşamın diğer alanlarına ait müzik de vardı. Bu müziğin şenliklerde ve kral eğlencelerinde kullanıldığı sanılmaktadır. Daha sonra ortaya çıkan Kaldeliler döneminde bir bando kurulduğu bilinir. Bu bandoda, bugünkü klasik müzik orkestrasında yeri olan kornonun ilkeli olan bir boru, kamıştan düdükler, lir ya da kucakta çalınan bir ilginç arp çeşidi vardır.
Mezopotamya’da oluşmuş, gelişmiş ve sürecini tamamlamış tüm uygarlıkların tarihi de diğer coğrafyalardaki eski tarihlerde karşımıza çıkan manzaraya benzer şekilde; iç içedir. Hepsi birbirinden etkilenmiş, birbirini değiştirmiş, aynı çalgıları ya da bunlardan geliştirdikleri örnekleri kullanmışlardır.
Günümüzde yine bu bölge civarında yaşamış olan Fenike ve İbrani uygarlıkları, bazı çalgıların ilk kullanıcılarıdırlar. Fenikeliler “çift aulos” olarak adlandırılan ve Antik Ege ve sonraki Roma uygarlıklarında da karşımıza sıkça çıkan iki boruya sahip bir tür obuayı bulmuşlardır. Bu uygarlıklar bilinçli olarak ilk çalgı topluluğunu bir araya getiren ilk uygarlıklar arasında sayılabilir. Telli, üflemeli ve vurmalı çalgılardan oluşan ilk çalgı topluluğu bir tür eski orkestra ile bu ilk uygarlıklarda karşılaşmış oluyoruz. Böyle baktığımızda İbranilerin, çalgı gelişimine önemli katkılar sağladığı bilinmektedir.
Mezopotamya uygarlıklarını takip eden Mısır uygarlığının egemenliği, M.Ö. 3000-500 yılları arasındadır. Mısırlılar, çalpara ve benzeri sallamalı - vurmalı çalgıları, 6-8 telli ve öncekilerden daha büyük boyutlara sahip arp’ı, el davulunu, çifte klarneti, lut’un gelişmiş bir biçimini ve çifte aulos’u , el-arpı denen küçük arp çeşidini ve en gözde çalgıları olan ve “ben” adını verdikleri arpı bularak kullanmışlardır. Mısırlıların saray müzikleri ve tapınak müzikleri birbiriyle bağlantılıdır. Çünkü Firavunlar aynı zamanda rahip olarak kabul ediliyordu. Yeni krallık döneminde tapınaklara kadın müzikçilerin de girmesiyle birlikte müzik ve dansın temposu canlanmış, sonradan katılan Asya kökenli çalgılarla oryantal etki belirginleşmiştir.
Uygarlık evrelerinden bir diğer özel olanı ise Hint uygarlığıdır. M.Ö. 3000 yıllarında Kuzeybatı Hindistan’da ilk Hint kültürü yeşerir. Bundan 1500 yıl sonra Hint kültürünün ikinci dönemini oluşturan Veda dönemini görürüz. Bu kültüre ait müzik bilgileri dört önemli kitapta toplanmıştır. Birinde ilahiler, birinde teorik bilgiler (kast sisteminin en üst tabakasına ait müziği ele alır) vardır. Diğer iki kitap hakkında kaynak bilgisi yoktur.
İkinci evre Hint kültürünün açıklığa kavuşması, M.Ö. 2000 yılında Bharata tarafından yazılan beşinci Veda kitabı Natyaveda ile gerçekleşmiştir. Bu kitap, kast sistemindeki tüm tabakaların müziğini kapsar.
Hindistan, çağlar boyunca diğer kültürlerin (Grek ve İskit) ve ayrıca Budizm’in etkisi altında kalmıştır. Kandahar ve Keşmir bölgesindeki Greko-Budist heykeller, telli, üflemeli ve vurmalı zengin çalgı çeşitlerini somutlaştırır. Bu çalgıların çoğu, günümüz Hindistan’ında da kullanılmaktadır. Üçüncü Hint evresi sıfırdan sonraki yıllara rastlar ve dolayısıyla ilk uygarlıklar kapsamına girmez.
Çin kültürü ise, tarihin yazdığı en eski yüksek kültürlerden biridir (M.Ö. 3000-M.S. 250). Yenisey ırmağı çevresinde tarımın gelişmesiyle M.Ö. 3000 yıllarında yerleşik düzene geçildi. Çin efsanesine göre aynı yıllarda İmparator Huang-Ti, çağın müzik kuramcısı Ling-Lun’u Batı ülkelerindeki ormanlara göndererek bir bambu kestirmiş ve Çin’e getirilen bu bambu kamış ile ülkede ton sistemi üzerinde araştırmalar başlamıştır.
Çin müziğinin esası, pentatonik diye adlandırılan özel bir etkiye sahip bir düzene dayanır. Bu düzen temel olarak kullanılan beş ses üzerine kurulur ve müzik bu temel içinde yani beş ile gerçekleşir.
Çin’de müzikteki ileri gelişmeler, Şang Hanedanı dönemindedir (M.Ö. 1500-1000). Bu dönemde yukarıda belirtilen pentatonik düzenin yanı sıra, neolitik ve bronz çağlarının izlerini taşıyan çalgılara da rastlanır. Bunlar; çing adlı taş gong, hsüyan adlı küre biçiminde flüt, tijin adlı kanuna benzer çalgı, panflüt ve davul çeşitleridir.
Çu Hanedanı (M.Ö. 1000-256) döneminde kullanılan ve süreç içinde geleneksel çalgı niteliği kazanan çalgılar ise şunlardır: King (çıngıraklar dizisi), kin (bir çeşit ilkel kanun), çang-ku (dümbelek), Pai-Siao (pan flüt), şeng (ağız orgu), ü adlı yan flüt.
Bu çalgıların yanı sıra Çin’de ipek telli, uzun-kısa saplı başka çalgılar da vardı. Örneğin günümüzde yedi telli olan ve Doğu denilince akla hemen geliveren Sitar (ch’in), Konfiçyüs dönemine kadar uzanır. Bu çalgı salt bir müzik aleti olmayı aşar, derin bir bilimsel ve felsefi alt yapıyı da içerir.
Ayrıca Çin’de metal sazların (zil-gong-çan), ipek telli sitarların, taş çalgıların, ağız orgunun yanı sıra lavta (p’i-p’a) türü sazlar, bambu sazlar, hemen hemen tümü vurmalı olan tahta ve deri sazlar, çamurdan elde edilen sazlar ile su kabağından yapılan birtakım sazlar da vardı ve bunların çoğu günümüzdeki ortalama 150 müzisyenden oluşan dev orkestralarda da hâlâ kullanılmaktadır. Oldukça zengin çeşitlilik gösteren Çin çalgıları; hem saray, hem de tapınaklardaki müziklerde kullanılırdı. O döneme ait kayıtlarda 120 ch’in sitar, 120 diğer farklı türlerden sitar, 200 şeng (ağız orgu), 20 shawm (obuaya benzer eski bir nefesli çalgı) ve tüm bunları tamamlayan yeterli sayıda vurmalı saz, ziller ve taş çanlar olduğu belirtilmektedir. Bu sazların çoğuna sahip olan bir orkestranın yanında büyük bir olasılıkla bir koronun bulunduğu da kayıtlarda belirtilir.
Çin’in yer aldığı Uzak Doğu bölgesinde ilk uygarlıklar arasında Japon, Kore, Vietnam, Moğol gibi başka kültürler de vardır ve bu bölgedeki sanatsal nitelikli müzikler, varlıklarını ve gelişimlerini Çin İmparatorluğu müzik teorisyenlerinin gerçekleştirdikleri ortak kuramsal araştırma ve bulgulara borçludur. Tüm bu kültürlerin müzik geleneklerinde kökten bir farklılık görülmez, ritimsel ve ezgisel formülleri ile çalgıları, benzerlikler gösterir. Japon çalgıları, tamamıyla Çin’de kullanılan çalgıların olduğu gibi alınmış halidir ve müzik anlayışı olarak Çinlilerinki benimsenmiştir.
Ve Anadolu
Bugün yazılı Dünya Müzik Tarihi içinde pek yer verilmediğini gözlemlediğimiz, ancak dünya müzik sanatının evriminde çok önemli bir yeri olduğu belirlenen ülkemiz coğrafyasının müzik tarihine ait değerleri ise binlerce yıl öncesinden gelir. Bu yüzden bütün bu aktırılanların yanında müziğin tarihi için Anadolu’ya dikkatli bakılması gerekmektedir.
Ön tarih olarak adlandırabileceğimiz yazı öncesi tarihsel kesitte, Anadolu’nun Neolitik Devrim olarak nitelenen döneminin kaya yontuları ve bu döneme ait bazı materyalleri bize bu çağlarda Anadolu müziği hakkında özel ve anlamlı bilgileri ulaştırmıştır.
Yukarıda belirtilen ilk uyagrlıklara ait süreçlerden önce, Anadolu müziği ile ilgili somut örnekler olarak, arkeolojik kazılar sonunda ülkemizin coğrafyası içinde ele geçen ve bir koyun kemiğinden yapılmış iki çalgıdan söz edebiliriz. Bunlardan birinde, koyunun omuz kemiği üzerine açılan çentiklere, sert bir parça ile sürtülerek ses elde edildiğini belirlemiş bulunmaktayız. Günümüzde modern biçimleri de olan ve “balık sırtı” olarak adlandırılan bu çalgı, dönemin insanları tarafından ibadet sırasında kullanılmaktaydı. Bir diğer çalgıda üflemeli çalgı özellikleri belirlenmiş ve dönemin insanları tarafından bir tür alarm ya da uyarı anlamında kullanıldığı sonucuna varılmıştır.
Sözü edilen tarihsel kesitten sonra Anadolu’da metalin kullanılmaya ve işlenilmeye başlanmış olması söz konusudur. Bu tarihlere ait olarak bakırın soğuk olarak biçimlendirilmesiyle ilgili şimdiye kadar bulunan ilk belge ile karşılaşılmıştır. Bu kalıntılar Güneydoğu Anadolu bölgemizde bir yerleşim yeri olan Çayönü Tepesi’nde (M.Ö. 7250-6780) ortaya çıkarılmıştır. Burada bulunan ve oldukça saf bakırdan yapılmış küçük objelerden anladığımız şudur: Çayönü sakinleri, belli ki daha o dönemlerde bakırın soğuk olarak dövüldüğünde sertleşip kırılganlaştığını, ısıtıldığında ise daha iyi biçimlendirildiğini bilmekteydiler. Bu, uygarlık olgusu için hayati bir yerde durur.
Neolitik döneme ait yerleşim bölgelerimizde, gündelik kullanılan araç gereçlerin dışında, kolye gibi metalden yapılmış çeşitli süs eşyaları da arkeologlarımızca yakın zamanlarda gün ışığına çıkarılmıştır.
Anadolu’daki zengin tunç yatakları, madenciliğin gelişmesine katkıda bulunmuştur. 6. Yüzyılın ortalarından beri (kalkolitik dönem M.Ö. 5500-3000) metalin kullanılmaya başlanması giderek taşın yerine hammadde olarak kullanılmasını sağlamıştır. Kalkolitik dönem metal parçalarının analizleri, bunların ağırlıklı olarak bakır, çok az miktarda da diğer metallerin karışımıyla yapıldıklarını ortaya çıkarmaktadır.
M.Ö. 3. Binin sonunda ve 2. binin ilk çeyreğinde Hititlerin Anadolu’ya göçleri sırasında, Asurlu askerlerin bu dönemde Mezopotamya tipi büyük ticaret kolonileri oluşturmaları Hatti resim tasvirlerinde yer almaktadır. Sonuçta böylesine bir uygarlık birikimi oluşturmuş Anadolu kültüründe, kazılarla ortaya çıkarılan bir örnekte (ki bu M.Ö. 1920-1740 yıllarına tarihlendirilen ve taş üzerine yontulmuş bir Lir’dir), bu çalgının Anadolu’daki ilk örneklerinden biri olup, bu çalgıyı çalan kadın figürü toprak döküm için kalıp olarak kullanılmıştır.
Eski Anadolu krallıkları ve Hititler (M.Ö. 1740-1200) dönemine ait bulgular bazı çalgıların değişik ve dünya müzik kültürü için çok ilginç örneklerinin dünyada ilk kez ülkemiz coğrafyasında kullanılmış olduğunu göstermekte. Örneğin M.Ö. 1600’lü yıllara ait bir tarihi vazodaki resimli freskler bu dönemlerde lirin özel bir türünü yansıtmaktadır. M.Ö. 2. Bin yıla ait mühürler ve mühür baskılarında da dik açılı bir arpı ve değişik türlerdeki lirleri görürüz.
M.Ö. 1400 civarına ait bir başka vazo üzerinde, ilginçliği nedeniyle anlaşılması zor hokkabaz sahnesi ile birlikte yer alan saz çalgıcıları ile başka akrobatlar müzik kültürü birikimimiz içinde müziğin kült fonksiyonlarından birini yani tanrıları eğlendirmeyi özel bir biçimde tasvir etmektedir. Uzun belli, ses gövdesinin her iki tarafında yer alan beş ses boşluğu (deliği) ve uzun, ters sapıyla Alacahöyük sazı, eski çağda Yakın Doğu’nun seçkin ve alanının tek örneği gibi görünmektedir.
Son yıllarda elimizde birikmiş olan – yukarıda aktarılan ve burada aktarılmayan başka bulgular ile – belgelerden anlaşılmaktadır ki, Anadolu müzik kültürüne ait tarihi veriler açığa çıktıkça dünya müzik tarihi gelişiminin bazı karanlık parçaları da daha iyi aydınlanmış olacaktır.
Gülben Ergen - Aşk Hiç Bitmez Full Albüm 2008
Eki 15, 2008 Kategorilenmemiş
Gülben Ergen - 01Sürpriz
Gülben Ergen - 02Aşk Hiç Bitmez
Gülben Ergen - 03Yonca Bahçesi
Gülben Ergen - 04Güçlü Kadın
Gülben Ergen - 05Masum
Gülben Ergen - 06Ya Ölümsün Ya Düğün
Gülben Ergen - 07Bay Doğru
Gülben Ergen - 08Masal
Gülben Ergen - 09Milat
Gülben Ergen - 10Avrupa
Sevdamsın
Eki 15, 2008 Kategorilenmemiş
Ne kadar kaçsam da bir adım uzaklaşamadığım…
Kimi zaman gökteki yıldızlar kadar uzağım,
Kimi zamanda aldığım nefestesin,
Bitmek tükenmek bilmeyen bu yolda
Sonu meçhul olan SEVDAMSIN…
Tutunamadığımsın…
Her gidişine ayrı anlamlar yüklediğim,
Nedenler ile niçinler ile ,
Kendi kendimi yiyip bitirdiğim,
Kaç kereler bitti deyip de bittiğini göremediğimsin,
Neden bitmesi gerektiğini bilemediğimsin…
Neden mutsuz olmak için çırpınıyoruz ki
Anla artık benim mutluluğum sensin ,
Senin mutluluğumda benim,
Kaç kere sever insan,
Kaç kere bir gönülde var olur,
Ben sensizliğe sarılıp,ağlarken
Geleceğin günü beklerken…
Sen benden uzaklarda,
Hangi hayaller peşindesin,
GEL ,
GEL ARTIK……..
SENİN HAYALİN OLMAK…
O HAYALLERDE SENİNLE KAYBOLMAK
SENİNLE VAR OLMAK İSTİYORUM…
İstemem başka göz değmesin gözlerime…
İstemem başka eller değmesin bedenime…
Ben seninle olmak ,
Sen de yok olmak istiyorum,
Uzaklık insanın içinde gizlidir,
Zaman ise sadece bir yenilgidir,
Eğer birisinin yanında olmasını istiyorsan ,
Sadece düşle…
O zaten hep seninledir…
SEN HEP BENİMLESİN BİTANEM…
YA….BEN
BEN SENİNLEMİYİM….?
Tags: sevdamsin
Türk Edebiyatı (Türk Yazını)
Eki 15, 2008 Kategorilenmemiş
- Dönemleri
- İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
- Sözlü Edebiyat
- Yazılı Edebiyat
- İslamiyet sonrası Türk edebiyatı
- Halk edebiyatı
- Divan edebiyatı
- Batı etkisinde Türk edebiyatı Tanzimat Edebiyatı
- Servet-i Fünun
- Fecr-i Ati
- Milli Edebiyat
- Cumhuriyet Dönemi
- İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
Süper Ajan K9 Filmini Online izle
Eyl 29, 2008 Kategorilenmemiş
Yapım : 2008, Türkiye
Tür : Aksiyon / Komedi
Yönetmen : Bülent İşbilen
Senaryo : Duygu Gelbal
Oyuncular : Haldun Boysan, Didem Erol, Cengiz Küçükayvaz, Melih Ekener, Atilla Sarıhan, Osman Gidişoğlu, Erdal Tosun, Salih Kalyon, Bülent Şakrak, Atilla Arcan, Züleyha Karyağdı
Yapımcı : Ergün Mercan
Görüntü Yönetmeni : İlkay Işık, Barış Işık
Müzik : Yakup İçöz, Hakan Yeşilkaya
Gösterim Tarihi : 26 Eylül 2008
Filmin Tanıtımı : Eski Sümerbank ayakkabı fabrikasında çekilen filmde olaylar şöyle gelişiyor: Amerika’da bulunan bir virüs ele geçirilir. Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi, bu virüsün yayılması için en ideal yerdir. Virüs NATO toplantısından bir gece önce yapılan gizli operasyonla su şişelerinin içine enjekte edilir.
Tags: Süper Ajan K9 divix izle, Süper Ajan K9 divx indir, Süper Ajan K9 online izle, Süper Ajan K9 seyret, Süper Ajan K9 sinema izle
Kung Fu Panda Oyunu
Eyl 24, 2008 Kategorilenmemiş
Sinema bazlı tüm oyunlar genelde kısıtlı bütçeye sahip, dar zamanlarda çıkartılması gereken ve çok da kaliteye önem verilmeyen ve popülariteye güvenilen yapıtlardır. oyunsitesi.com olarak incelemesini yaptığımız sinemadan video oyunluğuna geçiş yapan çoğu çalışma da bu şekilde ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlanmış oyunlardı. Fakat bu sefer size mevzu bahis ürünlerin arasından başarılı olarak sıyrılabilen nadir bir oyunu tanıtıcağız: Kung Fu Panda.
Herhalde üstte yakındığımız durumların farkında olsalar gerek, Kung Fu Panda’nın yapımcıları, bu tarz içerikteki yapılmış oyunlara gelen yorumları göz önüne alarak, bunları aşmak istemişler. Güzel grafikler, başarılı dövüş sistemi ve içerdiği aksiyon zevki ile alınası bir oyun haline getirilmiş. Fakat oyunun en önemli eksikliklerinden biri, filmin sadece 2 katı uzunluğunda olması. Yani bu da oynadığınız hıza ve kullandığınız yeteneklere bağlı olarak 3-4 saatlik bir oyun süresi demek.
Yine de oyunun hedef kitlesinin küçük oyuncular olduğu düşünülürse, bu süre sorunu büyük bir kayıp olmayacaktır. Zira sıkı ve mücadeleci oyuncuların alışveriş listesine zaten girmeyebilecek bir isim Kung Fu Panda. Ama yine de kesinlikle önyargılı olmamanızda fayda var; çünkü oyun büyük yaşlar için de gerçekten zevkli zamanlar geçirtebiliyor.
Doğanın gücünü hisset savaşçı
Kung Fu Panda, Ejderha Savaşçısı olmak isteyen ve Dünya’yı Tai Lung’tan kurtarmak isteyen siyah ve beyaz savaşçının, kimisi filmden kimisi de oyuna özel olarak tasarlanmış 13 bölümde yol almasını konu alıyor. Genel olarak animasyon serileri için bilindik bir konu var: Genç bir karakterin bazı hayalleri vardır, bu yolda kendine inanır ve tüm engelleri bir bir aşmaya başlar, dünyayı kurtarır veya bir şeyleri kurtarır, kahraman olur, herkes evine mutlu döner.
Her panda gibi Po da doğal yeteneklerini kullanarak düşmanlarını egale edebiliyor. Başlarda basit saldırılara sahip olmanıza rağmen, oyunda aşama kaydettikçe kazanacağınız altınlarla yeteneklerinizi geliştirebiliyorsunuz, yeni kıyafetler alabiliyorsunuz veya Po’nun özelliklerini yükseltebiliyorsunuz.
Genelde yapımcıların küçük yaştaki oyuncuları etkilemek için yaptıkları görüntüler ve basit aksiyon anlayışı Kung Fu Panda’da yine hakim; fakat bir şekilde bazı unsurların etkin sağlanması ile oyun gerçekten alışkanlık yapar hale geliyor ve daha fazlasını arayanlar için bile yeterli şeyler sunabiliyor. Karşınıza çıkan rakiplerinizi Po ile bir bir yere sererken, kendinizi oyunun havasına fazlasıyla kaptırabiliyorsunuz.
Çoğu aşamada birincil ve ikincil görevler bulunuyor. Birincil görevlerle oyunu devam ettirebileceğiniz gibi isterseniz aşama içersinde dolaşarak kendinize ekstra ödüller de sağlayabiliyorsunuz. Ayrıca oyunda zaman zaman Po’dan başka karakterler de kullanabiliyorsunuz ki bunlardan biri Usta Shifu.
5 elementin gücü
Oyunun başarıya ulaşmasının en önemli sebeplerinden biri, filmi izleyip de beklenti içinde olanları hayal kırıklığına uğratmayışı. Filmi izledikten sonra oyunun başına oturduysanız, yüksek kaliteli ışıklandırma efektlerinden, akıcı dövüş animasyonlarına kadar aradığınız birçok şeyi görebiliyorsunuz. Tamam, mükemmel diyemeyiz belki; ama aşırı puan kırmak için de bir sebep bulamıyorsunuz. Ses efektleri ve seslendirmeler de oldukça başarılı. Seslendirmeler başarılı aktörler tarafından oyuna iyi bir şekilde ve eğlenceli bir dille aktarılmış. Ses efektleri ise kesinlike şahane. Sanki filmin içindeymişsiniz gibi bir ambiansa kapılıyorsunuz.
Şimdi herkes sevindirecek bir unsura daha gelelim. Tek kişilik oyunu bitirdiyseniz, oyunda arkadaşlarınızla oynayabileceğiniz 4 kişiye kadar destekleyen küçük çoklu oyuncu bölümleri de var. Bazı bölümleri de tek kişilik oyun içerisinde topladığınız altınlarla açmanız gerekiyor.
PC, Wii, PlayStation 2, PlayStation 3, Xbox 360, Nintendo DS için çıkartılan oyunun özellikle PC versiyonunu almayı düşünenler için küçük bir ipucu verebiliriz. Oyun genel olarak konsol tabanlı olarak üretildiğinden bir oyun padi ile daha sağlıklı kontrol sağlanabiliyor. Klavye ve fareniz ile de oynayabilirsiniz ama alışmak biraz zaman alabilir.
Uzun lafın kısası, filmi beğendiyseniz veya fazla uğraşmadan küçük aksiyonlu ve eğlenceli bir oyun peşindeyseniz, Kung Fu Panda’yı denemenizde zarar yok. Hatta yararı var diyebiliriz. Çünkü alışkanlık yaratan, beklenildiğinden çok fazlasını verebilen, her yaşa hitap edebilen, zevkli, eğlenceli, güldüren bir oyun Kung Fu Panda… Eh biraz eğlenceye ve neşeye ihtiyacınız varsa, neden denemeyesiniz o zaman…
Yazar : ALTUG KOÇ
Tags: Kung Fu Panda, Kung Fu Panda indir, Kung Fu Panda Oyunu, Kung Fu Panda Oyunu Hileleri, Kung Fu Panda Oyunu indir